‘Günlük - Anlık’ kategorisi arşivi

Hoşgeldin 2009

Cuma, 02 Ocak 2009

Hoşgeldin 2009; 2008 ne çabuk geçti değil mi? Artık eskiden beri söylenegelen “zaman çabuk geçiyor” lafı bende de anlamını buldu. Zamanın çabuk geçtiğine inanmaya başladım, çünkü koca sene hemen bitti. 2008 kimsede iyi hatıralar bırakmadı. Örneğin krizle tanıştık (2001′deki öğrenciliğime tekabül ediyor, önemsizdi benim için). Büyük patronlar tanışmayı atlattık, şimdi başetme zamanı inde. E ne diyelim hayırlısı…

Yeni yıl herkese huzur, başarı, sağlık getirsin diye gırla posta alıp, bir yerlerde hergün tepesine bomba yağdırılan insanları hatırlamamak mümkün mü? O halde filan diye kendimizi avutmanın pek bir anlamı yok. Dünya aynı dünya, insanlar aynı, , yıkımlar, acılar aynı. Öyle bir olsun ki; olumsuz ne varsa son bulsun, “herkes” mutlu olsun.

Mehmet Ali Birand ile Kanal D Haber

Cuma, 28 Kasım 2008

Radyoda duyduğum reklamdan sonra bu yazıyı yazmaya karar verdim.

’ın haber bülteni reklamı idi. Birand, anlaşılır haber için vs.vs. gibi şeyler söyleyerek kendi reklamını yapıyordu. Sayın Birand’ın Kanal D haber bültenlerine ara sıra denk gelen, beş dakika sonra mide ağrıları tutan biri olarak bu reklamları son derece abartılı buluyor, derhal yayından kaldırılmasını, Mehmet Ali Bey’in de emekliye ayrılıp torun seven ihtiyarlar arasına katılmasını istiyorum.

Sıra Köprülerde mi?

Cumartesi, 22 Kasım 2008

Şok Şok Şok… Komplo teoristiniz Pırlanta’dan müthiş bir iddia.
-Sıra köprülerde olabilir!

Boğaz Köprüsü 1970, Fatih Sultan Mehmet Köprüsü 1985 yılında yapılmaya başlandı ve her ikiside yaklaşık 3.5 senede tamamlanarak hizmete açıldı. Faaliyete geçtiğinden bu yana **erhane gibi işleyen, merkez bankası gibi para basan bu köprülerin, kendi masrafını çıkardıktan sonra ücretsiz olacağı geyikleriyle mümtaz halkımı kandıran büyüklerin palavraları aradan geçen yıl sayısı arttıkça daha da sızlatmakta.

Şimdi gelelim müthiş iddiaya…
Ya köprülerde çökerse!

Bakım yapılmasının ardından ilk lodosta çöken Karaköy İskelesi’nden sonra aklıma ilk bu geldi. Köprüler bir firmaya devredilip o firmanın bakım yapması sağlanırsa yandık demektir.

İstanbul Trafiğini Sevmeye Başladım

Cuma, 14 Kasım 2008

Yıllardır süregelen göç dalgası ve ufacık şehre on beş milyon insanın sığabileci hayali sardı başımıza bu belayı. İnsanlar sıkış tıkış ta olsa sığdı aslında, şimdi araçlara sıra geldi. Nüfus arttıkça araç sayısı arttı, araçlar artınca trafik arttı, köstebek yuvası yollarımız bu trafiği kaldıramaz oldu.

Sitem edeceğimi sananlar yanılıyor. Yad ettim sadece “sorun”u. Motosiklet kullanıcısı olarak trafik derdim yok çok şükür :). Yazıyı yazma sebebim bulunduğum çalışma ortamından sıkışık trafiği hiç eksik olmayan bir otobanı doğrudan görüyor ve zevkle izliyor olmam. Manyak mısın sen diyen arkadaşlara aynen iade ediyorum. Eskiden önemsemezdim ama şimdi motorculuğun verdiği bir ego olsa gerek otomobillerin trafiği komik geliyor. Biliyorum ki her otobanda () var, ara sokakta kaldırım var, gel de gülme şimdi günde 4 saatini trafikte geçiren canım İstanbulluma. Sıkmayın kendinizi, tırsmayın motordan sizin de olsun :).

Uslanmam, İlle de Golden Retriever

Pazar, 24 Ağustos 2008

Geçtiğimiz günlerde yazdığım bir ımda gezisinden bahsedeceğimi haber vermiş, üstünden kaç gezi geçmesine karşın hiçbirini yazamamışım. Ama bugünkü tek kişilik turumu anlatayım. Uzun süredir aklımda olan, bir-iki gündür (muhabbet kuşumuz Alço’nun eve aldığımızın ikinci günü ölmesiyle beraber) daha da perçinlenen Golden Retriever alma isteğimi ufak ufak gerçekleştirmenin yollarını ararken yolum ’e düştü.

Motosiklete bir daha binmeyeceğim filan desem de, bu alet için otoparkının hemen girişine motosiklet park yeri yaptıklarını görünce “yahu ne önemli alete biniyormuşum” hissi bütün vücuduma yayıldı. Bir salınışım vardı ki mağazada, sormayın. Koca mağazada özel park yeri olan nadir kişilerden biri idim ve sadece köpeğim eksikti. En alt kattaki (-2 diyorlar) pet shopun (hayvan dükkanı) aradığım cinsi bulabileceğim bir yer olmadığını anlamam çok vaktimi almadı.

Aslına bakarsanız hiçbir hayvan mağazasında aradığınızı tam olarak bulamıyorsunuz, bu his işi çünkü. Her gittiğiniz kafede (İçecek ve hafif yiyeceklerin satıldığı, bazılarında kapı önlerinde oturacak yerlerin bulunduğu ayaküstü yiyecek yerleri. kaynak: TDK) nasıl sevgili bulamıyorsanız, her gittiğiniz pet shopta da size uygun köpeciği bulamıyorsunuz. Şimdi nasıl yapsam da kendime bir arkadaş bulsam diye düşünüyorum. Beslediği safkan Golden’ı yavrulayanlar ulaşırsa nasıl mutlu olurum bilemezsiniz. Motor hikayesi daha önemli bir konuyu doğuruverdi, oh ne güzel.

İlk Öpüştüğün Kızı Markette Görmek

Salı, 12 Ağustos 2008

Vay be…

İster istemez bir iç geçiriyor insan. Zamanın ne çabuk geçtiğini böyle durumlarda daha iyi anlıyorsun. Hiç ummadığın kişilerle, ummadığın anda, ummadığın yerlerde karşılaşabiliyorsun (market ummadığım yer oluverdi).

Her şeyin ilki makbuldür, ilk göz ağrısı tanısı ilk öpüştüğün hatun için de konulabilir. Uzatmakta üstüme yok, gelelim sadede. Bugün, ilk dudak dudağa teması yaşadığım kızla karşılaştım. Markette bön bön birbirimize bakakaldık, tek kelime etmeden.

Ne gündü ama, tir tir titriyordu dudaklarım (daha fazlası yetişkin içeriğe girer, fazla açmayayım), ve aynı titreme bugün bütün bedenimde cereyan etti. Halbuki aşık filan da değildim, ne iştir anlamadım. Soğukkanlı görünmek için elinden geleni yapan heyecanlılardan olduğum bir kez daha ortaya çıktı. Bırak mesafeli durmayı, sakin sakin bir merhaba de işte, müsait bir zamanda da eski günleri yad et :D.

Neyse, zaten karambole tanışmıştık onunla.

Birkaç güne kadar Pazar günkü motor gezimi anlatacağım (unutmazsam). Kalın sağlıcakla.

Yaz Başlamadan Bitti mi Ne?

Salı, 05 Ağustos 2008

Ben mi yaşlandım, yoksa mevsimler mi iyice değişti bilmiyorum. Bu yazdan hiçbir şey anlamadım. Ya kısa sürdü, ya da ben işe güce kaptırıp tat alamadım. Ne çabuk Ağustos’un 5′i oldu. Uzatmaların güzel geçmesini istiyorum…

Bir Aşkın Vehameti

Pazar, 27 Temmuz 2008

Seviyorum ama bunun bana zarar vereceğini biliyorum, onsuz olmak fikrini bir türlü içime sindirememek belki sonumu hazırlıyor. Diğer her uğraş onun yanında kifayetsiz kalıyor, o yokken tüm renkler anlamsızlaşıyor! Nasıl bir aşktır bu?

Onunla geçen her saniye, anı hanesinin baş tacı… Billur ırmaklardan su içmek bu işte, bir aradayken gelen hafif kesintileri saymazsak eğer nefes almak, yaşamak bu.

Haz almalı insan yaptığı şeyden, haz vermeli olabildiğince, mutlu olurken mutlu etmeyi de becerebilmeli. Meleklere özgü kanatlarınla göklere çıkarıyor, sevdayı en doruğunda yaşatıyorsun. Bağışla; Ara sıra koyup, tozunu almaktan başka hiçbir şey yapamıyorum. Motorum… Seni seviyorum.